Muhtemelen okuyup, yorumunu buraya yazmadığım fakat okuduğumda bunun neresi bilim kurgu kitabı dediğim Kıyamete Bir Milyar Yıl kitabında şöyle bir cümle yer alır; “Aynı korkunç hikayeyi ikinci defa anlattığınızda, onun gülünç taraflarını da görmeye başlarsınız.”. Size korkunç bir hikaye anlatacak değilim merak etmeyin, gel gelelim aylarca yazmayıp sonra yırtık dondan çıkar gibi fırlayan bu insan görünümlü Oktay’ın hikayesini ikinci defa okumak istemezsiniz. Bunu yapmak isterseniz de tercih sizindir, bana sadece saygı duymak düşer tabi ama hayatlarımız git gide korkunç hikayelere konu oluyor. Evet, bu sefer leş, pislik, karamsar, durduk yere dert sahibi yapabilecek bir dertleşme yazısı yazıyorum.

En son yazdığım yazımın üstünden tam beş ay geçmiş, ilkokullarda panolarımızda asılı devasa ilgi çekmeyen takvimlere göre bu tam bir mevsim demek. Bu beş ay içerisinde hayatımda ilginç değişiklikler oldu. Mesela mı? Kedim Korsan beş ay daha büyüdü ama bunun konumuzla alakası yok, sadece az önce camdan dışarıdaki hatunlara miyavladığı için yazmak istedim.

Senenin başında yeni bir işe başladım. En azından mezun olduğum bölümden adım akıllı ilk sonucu alabildim. Lojistik okursak ne iş yaparız diyorduk ya hani, şimdi o işin içindeyim ama bu durumdan memnun muyum değil miyim bilmiyorum. Çok yoğun bir sektör, kimi zaman eğlenceli kimi zaman ise stres dolu bir sektör. Her gün 100 kilometre git-gel yol yapıyorum işin garibi. Ramazan ayı gelince Nihat Hatipoğlu’na seferi sayılır mıyım hocam soruları yöneltmek istiyorum. Gariptir ki herkes herkese bağırıyor ama kimse neye ve ne için bağırdığı bilmiyor. Sürekli bir şeyleri push edip, deadline verip, report veriyoruz. Evet okyanusları aşabiliyor olabiliriz (buradan nasıl prestijli bir firmada çalıştığımı da anlayın [buraya da şeytani gülücük ekleyin]) ama en nihayetinde yaptığımız iş dorsecilik, bırakın özümüz gibi takılalım, hepimiz villalarda büyüyüp, plazalarda iş hayatına sahip olmadık, az özümüze dönelim yahu!

Gelelim bir başka meseleye; yaşımız büyüyor. Tam hedeflerimizi gerçekleştirmeye başlamamız gereken bir dönemdeyiz, benim görüşüm budur. Yirmili yaşlarımın ortasındayım fakat her ne kadar bu blog gelecek vaat etse bile kendimde o enerjiyi göremiyorum. Sanki yirmili yaşlarımın sonunda kariyerimin içine edip, bir şişmana yakışır derecede insanları dolandırıp yüksek meblağları zimmetine geçirip, ölesiye çeşit çeşit alkol tüketebileceğim bir ülkeye kaçsam daha mutlu olacağım. Hop! Alın size yine bir kitap alıntısı, Düşünce Çetesi kitabının en sevdiğim alıntılarından biridir beni bu duruma iten şey. Bu arada şişmandaşım Tosun’u da tebrik ediyorum, güzel fikir. Ben demiştim ama bu saadet zinciri çiçek gibi dolandırıcılık fikri diye.

Şu kelimeyi kalın yapayım, buna link vereyim diye çabalarken artık ne kadar ana sütü kadar bembeyaz bir Word sayfası açmıyorsam siz düşünün klavye kısa yollarını unutmuşum.

Blogları Bundan Sonra Korsan Yazacak
Blogları Bundan Sonra Korsan Yazacak 😎

Hayatım tamamen mutsuz ve huzursuz değil, mesela çiçek gibi bekar hayatımın ikinci yılında evime ufak tefek yeni düzenler kurdum. Hep kafamda olan bir olaydı bu, arkadaşımın gaza getirmesi sonucu artık çok istediğim bir köşe koltuğum var. Neden mi köşe koltuk? Eve misafir gelince iki kişiden fazlası yatıya kalmasın diye elbette. Evet, buraya da şeytani bir gülücük! Şaka şaka, salonum kibrit kutusu büyüklüğünde ve alan açmam için böyle bir şeye ihtiyacım vardı. Belki bir gün birkaç hatun gelir de hep beraber otururuz. Ne o öyle berjerler, kanepeler ayrı ayrı koltuklarda? Azıcık edepsizlik yahu!

Kimi zaman düşüncelerim beni olduğumdan daha düzgün insan haline getirmeye çalışıyor. Geçtiğimiz zamanlarda pek sık olmasa da görüştüğümüz arkadaşlarımdan bir tanesinin baba oluşuna şahit oldum. Oğlum o kadın doğum kapısının önü nasıl duygusal, nasıl meraklı bekleyişler içinde biliyor musunuz? Ben sadece bizim dandik dizilerin duygu yüklemesi sanıyordum. Resmen duygu seli, etkilendim haliyle. Artı bebeye hediye zıbın parası gitti elbette. O anlardan sonra dedimki itlik ve şerefsizlik felsefesini bir kenara bırakacağım ve eğlenilecek adam değil evlenilecek adam olacağım. Sanki hatunlar benimle çok eğleniyor da gelip bir de evlenecekler, bak sen şu işe…

Şu zamana kadar yazdığım şeylerin bir kısmını ciddiye alın, bir kısmını da unutun gitsin. Ciddi olmak gerekirse yaşımız gerçekten büyüyor, artık sorumluluk sahibi olmak zorunda hissediyoruz kendimizi. Aşık oluyoruz, ergenlik zamanında düşündüğümüz gibi karşı cinsle laylaylom hayat değil daha ciddi bir hayat kurmak istiyoruz. Çok sürmüyor, o hayallerde suya düşüyor. Sonra arkadaşlarımızla oturup güzelinden bir rakı açıyoruz, sabah ayılınca yine önümüze bakıyoruz. Para kazanmak istiyoruz kimsenin ağız kokusunu çekmeden kendimize mütevazi bir yaşantı sunmak istiyoruz ama hayat bize ‘burnun sürtmeden bir bok yapamazsın’ diyor. Sahiden şu etrafımdaki 40’lı yaşlarındaki insanların burnu hala sürtmemiş mi diye düşünürken onların çoktan emekliliğini hesaplamaya başladıklarını öğreniyoruz. Mor rengi sevdiğimizi söylüyoruz, insanlardan ‘intihara meyilli’ damgası yiyoruz. Çok garip zamanlar geçiyoruz, şakayla karışık hayatımızda hep günün sonunda mutsuz olduğumuzun farkına varıyoruz. Melisa Kesmez’in yazdığı gibi; “Hayat işte. Evde hayal kuruyor, sonra dışarı çıkıyor ve hepsini tek tek gömüyorsun bir yerlere. Hayatın aklındaki ile alakası yok.”.

Son sözüm şudur ki yazmayı nasıl özlemişim anlatamam. Korsan, UFO adı verilen ısıtıcım, bu aralar çalışmak ve çalışmamak arasında kararsız kalan buzdolabımda kalmış son biram, sigarayı veresiye yazan bakkal abi hepinize teşekkürler. Ve sen bu cümleye kadar sabır edip okumuş olan okur, söz vermiyorum artık bu bloga sık sık yazacağım diye ama umarım en kısa zamanda tekrar görüşürüz.

3 YORUMLAR

  1. Hoşgelmişsin o zaman 🙂 Gerçi ben de çok çok uzun zamandır buralarda olmadığımdan senin de ara vermiş olduğunu bilmiyordum. Hayat zaten insanı hep bir yerden bir yere sürüklüyor, hayallere tutunmak zor. Yine de devam etmek güzel 🙂 Yazılarının devamı dileğiyle 🙂

CEVAP VER