Kendime Çaylar

Kendime Çaylar #2: Kül Tablasında Bu Hafta

Evrenin yaşanabilir alanlarını oluşturan galaksilerin gözlerden uzak bir köşesinde, güneşin etrafında çılgınlar atarak dönen gezegenin orta doğu bölgesinde, artık Haliç manzarasını kentsel dönüşüm zırvası yüzünden göremeyen bir sokak vardır. Tam olarak kendimi ait hissettiğim yer burası benim, işte basit ve sığ bir hayat örneği. En azından kendimi bir yere ait hissettiğim için mutluyum. Evim güzel evim. Kendime çaylar demleyip o çayı sıcak sıcak bacağıma boca ettiğim yer de burası (bu yazıyı taslaktan düzgün bir metine geçirecektim ki bacağımı az biraz yaktım).

Kendime Çaylar serisinin bir başka türlüsüne başlamadan önce size bir iyi bir de kötü haber vermek istiyorum. Baykuş geri döndü! Kedilerin okuma yazması olsa kesin bir önceki yazıyı okuyup geldi diyebilirim ya da diyemem. Bizim bakkalın oradaki ara sokakta takılıyormuş. Kötü haberi gelelim; Baykuş tekrar kayboldu. Annesine, babasına trip atan ergen gibi evden kaçıp duruyor. Tekrar geri gelmesi ümidiyle…

Kendime Çaylar #1: Geri Dön Baykuş

Kendime Çaylar #1: Geri Dön Baykuş

Önce Sunuş… Uzun zamandır fazlaca kişisel olma umudu taşıyan bir yazı yazmak istiyordum, bilmiyorum belki de yazı dizisi başlatmak istiyordum. Amaç klasik ‘kendime notlar’ ya da ‘hayatımdan alıntılar’ şeklinde ufak ufak paragraflar yazmak. Bunu fazlaca yapan var ve aylık seri haline getirmişler. Benim bunun adını değiştirmem gerekiyordu, orası tamam. Aylık seri haline getirmek? Yo yo yo! Ben o kadar düzenli bir herif değilim. Adını kendime çaylar koyduğum ve ileride blog serisi olmasını umudunu taşıyan bu yazımın temel taşlarını mistik chai çayı ve bir tutam bright blue drum ile atmış buluyorum şu andan itibaren.

Kendime Çaylar birçok kişinin bildiği Adamlar Şarkısı ve bu yazı için adı çok hoşuma gitti! Kendime notlar var burada, belki sadece beni ilgilendiriyor belki sizi de etki alanına alabilir.

Toni Spyra isimli sanatçının yaptığı bir çalışmadan görüntü.

Beynim Kadar Boş Bir Blog

Beynim kadar boş bir blog sitesinden, başlangıç cümlesini yazmadan önce pamuk kalpler kadar tertemiz olan bir word sayfasından herkese selamlar. Hiç bir şeyler yazmaya başlıyayım derken ekran karşısında salağa bağladınız mı? Ben bağladım, toplamda 2 ay!

Sanırım bu benim ikinci ‘neden blog bu kadar boş kaldı’ başlığını alması gereken yazım. Dile kolay iki ay. Bu iki ay süresince ülkede çocuklar doğdu, insanlar öldü, insanlar öldürüldü, gazeteciler içeri atıldı, bostanlar yıkıldı, klavyemin sağ yön tuşu bozuldu.