Önce Sunuş… Uzun zamandır fazlaca kişisel olma umudu taşıyan bir yazı yazmak istiyordum, bilmiyorum belki de yazı dizisi başlatmak istiyordum. Amaç klasik ‘kendime notlar’ ya da ‘hayatımdan alıntılar’ şeklinde ufak ufak paragraflar yazmak. Bunu fazlaca yapan var ve aylık seri haline getirmişler. Benim bunun adını değiştirmem gerekiyordu, orası tamam. Aylık seri haline getirmek? Yo yo yo! Ben o kadar düzenli bir herif değilim. Adını kendime çaylar koyduğum ve ileride blog serisi olmasını umudunu taşıyan bu yazımın temel taşlarını mistik chai çayı ve bir tutam bright blue drum ile atmış buluyorum şu andan itibaren.

Kendime Çaylar birçok kişinin bildiği Adamlar Şarkısı ve bu yazı için adı çok hoşuma gitti! Kendime notlar var burada, belki sadece beni ilgilendiriyor belki sizi de etki alanına alabilir.

Ayraç

Geri Dön Baykuş

Beni tanıyanlar ne kadar kedi sevdiğimi de bilir. Ansızın bir gün evin içinde beliren yavru kedi zaten çok renkli olan hayatıma renk kattı. Babam da kedileri sever, hatta Baykuş adını koyduğumuz bu aslan parçasını iki günde bir yıkıyordu. Baykuş duşun üstüne atıştırmasını yaptırdıktan sonra gelip yatağa öyle bir yayılıyordu ki sanki 22 senedir ben yatmıyorum o yatakta! Oturma odasında da maşallah erken emekliye ayrılmış amca gibi davranıyordu. Babamla at yarışlarını takip etmediği için şükretmeliyim.

Evde her deliğe giren, masanın üstündeki kağıdı yere atıp fütursuzca onunla oynayan bir bireyin olması çok heyecan verici fakat bir vakit sonra sokağa bırakmak gerekti. Sokakta bakmaya devam elbette, çünkü sokakta 3-4 tane kedim hali hazırda bakıma muhtaç.

“Hayvanı sokaktan alıp sokağa bırakmak nedir?” dediğinizi duyar gibiyim. Baykuş ile oturup içli dışlı bu konuyu konuştuk, tamamen iki tarafında kabul ettiği bir anlaşma oldu. Zaten ben yatana kadar camdan filan eve giriyordu şerefsiz baykuş bey. Fakat son üç dört gündür etrafta yok. Sana sesleniyorum buradan Baykuş. Duvara iple bağladığımız çılgın oyuncağın hala aynı yerinde. Ama gelirsen dışarıda bakılmaya devam, çok puştsun!

Ayraç

İtirazım Var

Bu aralar çok fazla itirazım var benim. Mesela başkaları için çay demlemeye itirazım var, o yüzden kendime çaylar millet. Duyarsız insanlara, teki kaybolan çoraba, GDO’nun zararsız olduğunu söyleyen bilmem kaç tane bilim insanına, Pokemon Go kuramadığım telefonuma, bombalara alışmamızı bekleyen kurum ve kuruluşlara, arkasında bilmem ne emlağın yeni projesinin reklamı olan edebiyat dergilerine itirazım var.

Ayraç

Çok Kitap Okuyorum

Bu aralar fazlasıyla kitap okuyorum hem de şunun şurasında dikey geçiş sınavına birkaç hafta kalmışken. Hunharca bilimkurgu romanı okuyorum. En son Kıyamete Bir Milyar Yıl kitabını okudum ve yorumunun yazılması için kendileri masanın üzerinde bekliyor.

Kitap yorumu yazmak ilk gün olduğu gibi çok sıkıntı arz etmiyor ama kitabın özgün ve havalı fotoğrafını almak ne kadar zor işmiş be! Şu instabook, bookstagram gibi bütün gün dolaşan milleti tebrik ediyorum vallahi.

Sırada Otostopçunun Galaksi Rehberi serisi var. Çok okumak istiyordum fakat eve geldiğimde kitap gözümde çok büyüdü be, 700 kadar sayfa sayısı var. Belki Ahmet Ümit okur ondan sonra başlarım ya da ne bileyim püff…

Ayraç

Kasıtlı Eskitme, Kazıklı Fiyat

Telefonumun (Samsung Galaxy S4) mükemmel bir zamanlama ile bataryası şişti, şarj aleti bozuldu, aşırı ısınmaya başladı. Çözümü internette buldum, yeni bir batarya almak. Yeni batarya alırken şarj aleti de alayım dedim. Sonuç olarak yeni bir şarj aleti ve bataryaya kavuştum fakat bunların ikisine verdiğim fiyattan bahsetmek istediğimi pek sanmam. Ne zaman aklıma gelse kalbim bir sancılanıyor.
Aranızda doktor var mı? Galiba bir şey girdi, kalbime.

Ayraç

Money is Money.

Money is money. Bize? Bize yok.