Her yeni yazıda olduğu gibi bu yazının da başlangıç cümlesini yazmak için çok düşündüm. Bir okuyucuyu tavlayan ilk şey -bence- yazıların ilk giriş cümlesidir. Size ‘blog yazmaya vaktim kalmıyor (bıdı bıdı bıdı)’ demek isterdim ama bunu zaten ezberlediniz. Geçen gece ellerimde bir kitap daha erittim. Melisa Kesmez kitapları hakkında yazdığım yazıda artık okuma ritmimde eskiyi yakalamak için daha ince kitaplar okuyacağımdan bahsetmiştim. Bu kitaplardan ikincisi Hüseyin Rahmi Gürpınar tarafından kaleme alınmış, en güzel hikayelerden bir tanesi oldu; Gulyabani. Çoğunuz bu kitaba aşinasınız elbette. Sizlere ilkokulda, lisede filan hep böyle kitaplar okutuldu ama ben okuma şerefini daha yeni elde ettim.

Gulyabani, Arap kökenli bir korku karakteridir. Bizim kendisi ile tanışmamız ise Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın aynı isimle yazdığı hikaye sayesinde oluyor. Daha çok benim yaşıtlarım ise kendisini Kemal Sunal, Şener Şen gibi karakterlerin rol aldığı Süt Kardeşler isimli filmden tanıyor ki ben ufakken gulyabani sahnesini izleyemezdim. Süt Kardeşler filmi ile Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Gulyabani roman kitabı arasında farklar var, ortak nokta sadece sahtekarlıkların ortaya çıkması denilebilir hatta ama filmin gulyabani sahnesi bu kitaptan esinleniyor. Gürpınar, bu kitap ile aslı astarı olmayan inançlarla eğlenceli bir dilden dalgasını geçiyor.

Süt Kardeşler Filmindeki Gulyabani
Süt Kardeşler filmindeki gulyabani ve filmin kamera arkasından bir kare.

Peki beni bu klasiği okumama iten sebep neydi? Devlet Tiyatroları tarafından gerçekleştirilen Gulyabani müzikali izlenmeye arkadaşlar arasında karar verilir ve gidilir. Bir dakika! Yoksa buna müzikal değil de Gulyabani tiyatro oyunu mu denmeli? Çoğu bölümü müzikten oluşan bir tiyatro oyunu evet doğru cümle bu olabilir aslında. Bizzat kitaptan uyarlanan oyun bana göre Devlet Tiyatrolarında sahnelenmek için fazlaydı sanki. Oyunda Filiz Coşkuner, Sitare Selin, Ali Fuat Çimen gibi sanatçılar sahne almakta. Oyununu izlediğimiz kitabın kendisini okumamak ayıp olurdu ama değil mi?

Gulyabani müzikaline ait bir kare ve Muhsine'nin gulyabani ile tanışma anı.
Gulyabani müzikaline ait bir kare ve Muhsine’nin gulyabani ile tanışma anı.

Gulyabani Kitabı;

Bize dönelim kitabımıza. Gulyabani, belki de okuduğum en eğlenceli klasiklerden bir tanesi öncelikle. Bunu sanırım kitabın başkarakteri olan evin hizmetlisi Muhsine’nin o yırtık, artık her şeye isyanı basan ve bir yudum kalan aklıyla olaylara anlam vermeye çalışan karakteri sağlıyor sanırım.

Kitap, Gürpınar’a gönderilen bir okuyucu mektubuyla başlar ve bu okuyucu yazardan cinlerle, perilerle dolu bir kitap yazmasını ister ve yazarımızın okuyucusunun bu istediğini karşılıksız bırakmaz elbet. Hatta bu mektuplaşma Garaib Faturası kitabının önünü ve garip olaylar içeren öykülerimizin yolunu açtı. Garaib Faturası, asıl bildiğimiz adıyla Hüseyin Rahmi Gürpınar tarafından yazılmış ‘Cadı’ isimli eserdir ve yine halka dönük olarak toplumun boş, tutarsız inançlarını eleştirir.

Kitap, Muhsine’nin başından geçen gerçek bir olayı, tandır başındaki insanlara anlatmasıyla başlar. Muhsine Hanım, gençlik yıllarında bir köşke hizmetçi olarak gider fakat gittiği köşk cinlere, perilere karışmıştır. İyi saatte olsunlar, Muhsine ve evde yaşayan diğer üç kadının korkularından doğan zayıflıklarından istifade ederek sürekli cinsel bir oyun oynamaya çalışırlar. Eve daha önce gelen iki hizmetçi kadın öldürülmüştür, perilerin bir sonraki arzusu ise Muhsine’dir fakat olayın içerisinde bir tezgah döndüğü açıkça ortadadır. Eh, o tezgahı da anlatırsam artık kitabı okumanız için pek bir sebebiniz kalmaz.

– Bu iyi saatte olsunlar deyimi neden onların kimliği, adı olmuş? Onlara niçin böyle deniyor?

– Allah esirgesin, fena saatte olsalar dünyayı birbirine katarlar da onun için.

Gulyabani kitabı, Türkçe olarak yazılmış ilk korku romanı olma özelliğini taşıyor ama başta da dediğim gibi sizi korkutmuyor aksine eğlendiriyor. Eğlendirirken aynı zamanda halkın yüzüne batıl inançların ne kadar boş bir uğraş olduğunu da hafif hafif vuruyor. Kitabın bu zamana kadar birçok yayınevi tarafından basıldı ve son olarak şu aralar İthaki raflarında yerini alıyor. Henüz okumamış olanlara hiç pişman olmayacaklar bir kitap sundum, umarım okursunuz. Hatta aranızda okuyanlar varsa gelin aşağıya yorumunuzu yazın, birlikte kitap hakkında sohbetimizi devam ettirelim. Sezonu bitmiştir, tekrar oynar mı bilmem ama müzikaline de mutlaka gitmenizi tavsiye ediyorum.

Özüm doğru, sözüm doğru, korkutma bizi gözümün nuru.

2 YORUMLAR

CEVAP VER